Bir Gece Yarısı Rüyası Bölüm 2
Açık bulduğumuz bir kafe bara oturduk. Bizden başka
birkaç arkadaş grubu vardı. Gecenin sonuna gelmiş olmalılar ki ortam
sessizleşmiş, bazıları evlerine ya da normal hayatlarına nasıl döneceklerini;
ilk adımı nasıl atacaklarını düşünüyorlardı. Birkaç saat sonra bu olayı bizzat
yaşayacağımı bilmiyordum.
‘’Alkol için yeterince büyüksün değil mi?’’
Gülerek sorduğu cümleyle ona odaklandım. Gözleri beni
göremeyecek kadar kısılmıştı gülerken. Karşımdaki bu tatlı görüntüye gülmeden
edemedim. Karşımızda günün yorgunluğuna rağmen gülümseyerek siparişlerimizi
almak için bekleyen baristaya döndüm.
‘’Hafif bir kokteyl alabilir miyim? Bu gece ayık
kalmak istiyorum.’’
Gözümün kenarıyla ona döndüm. Söylediklerim hoşuna
gitmiş olmalı ki sırıtarak baristaya dönmüştü.
‘’Bira.’’
Kafasını
sallayıp işine dönen baristayla tekrar konuşmaya başlamıştı.
‘’Ayık olduğuna emin misin? Hala sormadın.’’
‘’Neyi?’’
‘’İsmimi.’’
İsmini öğrenme gereği duymamıştım. Onu tanımlamak için
tek kelimenin arkasına sığınmak istememiştim.
‘Sema ben. Hayattaki tüm şansımı ismimde kullandım
galiba, çok seviyorum. Sen?’’
Kaşları havaya kalkmış biraz şaşırmıştı galiba. Bir süre düşündü. Neredeyse ismini unuttuğunu
düşündürecek kadar sustu. Onu bu kadar düşündüren neydi bilmiyordum.
‘’İsmim beni tanımlıyor mu diye düşündüm de. Barış
ben. Senin isminin yanında Deniz olmak isterdim ama Barış da fena değil
sanki.’’
Şaşkınlıkla gözlerine baktım, kalbimin attığını
hissettim bir anda. Ne diyeceğimi bilemeyip gözlerimi kaçırmıştım. Gelen
içeceğimden bir yudum alıp konuşmaya çalıştım.
Üç saniye önce içtiğim alkol bu kadar çabuk etki
edemezdi. Zihnim çoktan onun enerjisiyle sarhoş olmuş, gevşemişti. Elimle barış
işareti yapıp selam verirken bunu beklemiyordu ki bir anda gülmeye başladı.
‘’Peace.’’
Hafif esen rüzgarla temiz havayı içime çektim.
Gözlerimi gözlerinden ayıramıyordum. Hiçbir şey düşünmeden birkaç dakika
bekledik. Hayatımda sonsuza kadar kalmak istediğim bir an olmuştu. Evim
etrafımı sarmış gibi güvende hissediyordum.
Sessizliği bozan taraf ben oldum.
‘’Neler yapıyorsun? Seni biraz daha tanımak
istiyorum.’’
Konuşmayı, bir şeyler anlatmayı çok sevdiğini
görebiliyordum. Sorumla hevesli çocuklar gibi sandalyede doğruldu, masanın
üstünde ellerini birleştirdi. Parlayan gözlerle anlatmaya başladı.
‘’Çoğunlukla çiziyorum. Bazen portre, bazen manzara
ama en çok ağaçları çiziyorum. Sen?’’
Neden bir anda karşılaşıp birbirimize bu kadar
çekildiğimizi anlamıştım. Sanat insanları birbirine bağlıyordu. Görünmez bir
iple.
‘’Demek bu yüzden buradayız ve sohbet ediyoruz. Yazarım
ben. Yazıyorum çoğunlukla. İçimdeki yazma seli hiç kesilmiyor. Bazen ilham gelmiyor
ama işte hayat böyle küçük tesadüflerle canlandırıyor bizi.’’
Elimle onu göstermiştim. Ne demek istediğimi anlamış
ve gülmüştü. Bir anda ayağa kalktı ve
baştan aşağı kendini süzdü.
‘’Küçük mü? Emin misin?’’
Kahkahamı tutamamıştım, birkaç kişi bize bakmıştı.
Refleksle elimi uzatıp yerine oturması için kolundan çektim. Gülerek yerine
oturmuştu ama elim hala kolundaydı. Kolunu yavaşça çekmiş ve elimi tutmuştu.
Bunlar bilinçli yapılan hareketler değildi. Vücudumuz ve ruhlarımız senkronize
olmuş, muhteşem bir uyumla hareket ediyorlardı. Bilemiyorum belki de anın
büyüsüne bu denli kapılan yalnızca bendim.



Yorumlar
Yorum Gönder